Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. GÖNÜLLÜ’den “Akademik Kültür ve Etik” Üzerine Bir Söyleşi

11.6.2018

Üniversitemizin bilim, kültür ve sanat dergisi Akademi Adıyaman'ın 17. sayısının söyleşi konuğu 40 yıla yakın bir süredir akademik camianın içinde yer alan, yurt dışında çeşitli bilimsel çalışma ve araştırmalara imza attıktan sonra 7 yıldır da üst düzey yöneticilik yapan Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Mustafa Talha GÖNÜLLÜ oldu.

Üniversitemiz Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Müdürü ve Akademi Adıyaman Dergisinin Editörü Yrd. Doç. Dr. Selim SOMUNCU, Prof. Dr. GÖNÜLLÜ ile “Akademik Kültür ve Etik” üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdi.

Eğitim sisteminden bilim insanlarının eğitimdeki rolüne Üniversitelerin şehirlerin ve ülkenin kültürel, sosyal, siyasi ve üretime dönük gelişimindeki rolünden akademik kültüre kadar birçok konuda soru ve görüşlerin masaya yatırıldığı söyleşide, Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. GÖNÜLLÜ kendisine yöneltilen soruları içtenlikle yanıtladı.

İşte o söyleşi…

 

Dr. Öğr. Üyesi Somuncu: “ Sayın Hocam Akademi dergisi her sayısında farklı bir konuya

eğilmekte. Bu açıdan desteklerinizden dolayı Akademi Adıyaman yayın kurulu ekibi olarak sizlere müteşekkir olduğumuzu ifade etmek isterim. Bu sayıda “akademik kültür ve etik” konusunu ele alacağız. Bu konuyla ilgili röportaj talebimizi kabul ettiğiniz için ayrıca teşekkür ederim. 1. Uzun ve köklü bir devlet geleneğimizin yanında köklü bir eğitim sistemimiz var. Bir eğitimci ve bir eğitim yöneticisi olarak 21. yy’da eğitim sistemimizde gelenekten nasıl faydalanabiliriz?

Prof. Dr. Gönüllü: “ Öncelikle bugünü değerlendirmede ve gelecek kuşaklara taşımada önemli bir araç olacak bu dergimizin yayına hazırlanmasındaki emekleriniz için sizlere şahsım ve Üniversitemiz adına teşekkür etmek istiyorum. Evet, ifade ettiğiniz gibi uzun ve köklü bir devlet geleneğine sahibiz. Tabii ki bu geleneğin içinde eğitim çok önemli bir yer tutmaktadır. Eğitim konusu üzerinde günümüzde çok duruluyor ve çalışmalar yapılıyor gibiyse de hakikatte çok ihmal edilmiş durumdadır. Eğitime dair geçmiş tecrübemiz yok gibi kabul edilmiş. Sanki enkazdan çıkan bir insanın tozla kaplanmış, zedelenmiş elbisesini tümüyle değişmesi gibi bir durum var ortada. Tümüyle sosyal bünyeye uymayan yeni elbiseler giyilerek, adeta kimliğini unutmanın insanlar için eğitimin önemli bir unsuru olabileceği yönünde bir kabulleniş söz konusu. Kimliği değiştirmek bir amaç değişikliğidir, araç değildir. Araç ile amaç karışmıştır. Kavramlar, zihinler, akıllar karıştırılmış görünüyor. Burada şöyle derin bir soluk alıp, sakin bir şekilde ve aklımızdaki kavram kargaşalarını, mantık dumurlarını temizleyecek bir tefekkür işine girmeniz gerekiyor. Durumu geniş bir çerçeveden ele almaya ve dilimizin döndüğü kadar anlatmaya çalışalım. Eğitim, toplumda en iyi düzeni, intizamı, gelişmeyi, müreffeh düzeyi, iyilik ortamını ve mutluluğu sağlamak gayesi ile yapılmak durumundadır. Eğitim ortak mutluluk için yapılır. Kişisel mutluluk, toplumsal mutluluğu sağlamaz. Zaten kişisel anlamda mutluluk diye bir şey yoktur. Dolayısıyla toplumsal mutlulukla dolaylı olarak farklı bir şeye, toplumun hedeflerini gerçekleştirebilme düzeylerine işaret ediyoruz. Yani toplumun her ferdi gelişebildiği kadar gelişecek ama sonuçta toplumun

faydasını düşünen ve çalışan fert, bir bütünün parçası olacak. Her fert toplumdaki diğer fertleri değerli bilecek. Her insan yaratılış itibariyle fiziki ve zihni imkânlar bakımından farklı durumdadır. Doğru işletilen prensipler ile geleceğe hazırlanan her yeni fert “eğitim süreci” dediğimiz süreçten geçecek ve yaratılışından gelen fizikî ve zihnî imkânlar ile toplumda

yerini alabilecektir”

Dr. Öğr. Üyesi Somuncu: “ Geçmişten günümüze eğitim sistemlerinde ve buna bağlı

olarak bilim insanının rolünde ne gibi değişiklikler olmuştur?

Prof. Dr. Gönüllü: ““Eğitimde zamanla ne değişir?” Esas sual budur ve bunun cevabını

vermek lazımdır. Mekan, eğitilecek insan, toplum değişir ama iyi insan yetiştirme hedefi değişmemektedir. Eğitim için geçmiş ve bugün arasındaki farklar; nüfus artışı, yani eğitim alacak insan sayısının artması, her gün artan bilgi birikimi, eğitim için fark edilebilecek yeni usuller, eğitim için teknoloji ve eğitim ortamı imkânlarındaki gelişmeler şeklinde sayılabilir.

Nüfusun ve şehirleşmenin artması sebebiyle daha fazla insanın eğitime yönelmesi söz konusu olmaktadır. Tabii ki aynı ortamda eğitim gören öğrencinin sayısı arttıkça hoca-talebe için eğitim aktarımı noktasında imkân azalabilmektedir. Keza tüm ülkede kır ve kent demeksizin tüm insanlara kentli olma eğitimi verilmesi de kırsalda yaşayan insanın kendine mahsus toplumsal sorumluluklarını yerine getirmesinde büyük olumsuzluklar ve sapmaları beraberinde getirir. Her zaman söylüyorum eğitim, gelecek için bir inşa işi olup, zaman bakımından geri dönüşsüz ve aktarmalar ile kıyamete kadar gelecek nesilleri etkileyecek bir prosestir. Geçmişe göre bilimsel keşiflerin, bilgi dağarcığının artması mutlaka iyi bir olgudur. Ancak bunu genç beyinlere olaylar, tek tek vakalar halinde değil bir sürecin, bir bütünün parçası olarak, bugün ve gelecek için ifade ettiği manayı anlatarak vermek gerekir. Fertler, her bilgiyi sorgulayacak geniş ve derinlikli olarak düşünebilecek durumda olmalıdır.

Dr. Öğr. Üyesi Somuncu: “ Tam da burada eğitim sistemi için en önemli unsur veya

etken nedir diye sormak isterim.

Prof. Dr. Gönüllü: “Evet, çok güzel bir noktaya dokunduk. Eğitim için en önemli etken, öğretici kişidir, yani öğretmen, eğitmen, hoca, öğretim elemanı dediğimiz kişiler. Her fert ayrı coğrafî konumda, yani ayrı fiziksel ve sosyal çevrelerde, ayrı çevre imkânlarında vücuda gelir. Her insanın ayrı fizikî ve ruhî yapısı, kapasitesi, donanımları da vardır bilindiği gibi. Eğitmenlerin görevi mevcut çevre şartları, varlıklar ve yokluklar ile beraber, bu bir diğerine benzemeyen insan evlatlarının, toplumun en iyi noktasına getirilecek şekilde eğitilmesidir. Tüm eğitmenlerin, ahlâk ve erdem/fazilet abidesi örnek insanlar olması gerekir. Anlattığı konunun hakkını vermelidir. Dersi zamanında ve tam yapmalıdır. Akademisyen bilgi açısından kendini geliştirmeli, mukayese, tahlil, teşhis ve sonuca ulaşmada duru bir zihne sahip olmalıdır. Sonuca ulaşmak çok önemli… Benim sıkça tekrar ettiğim bir söz vardır: “Netice alamıyorsak gidilen yolu değiştirmeliyiz, revize etmeliyiz.” Günümüzde bu konuda idealist diyeceğimiz, eğitimi yaşama gayesi bilen, işine âşık insanlar neredeyse yok durumuna gelmiştir. Bu durumda kararlaştırılan bir eğitim verme biçimini uygulayacak bu örnek insanları üretmek gerekmektedir. Ancak burada atlanmaması gereken en önemli husus şudur: En iyi öğretmenle en nitelikli kurumlarda en kaliteli eğitim verilse dahi eğitilen kişilerin

eğitim kurumu dışında geçen zamanı, aile, mahalle ve diğer her tür sosyal ortam da bu eğitim ile uyuşmalıdır. Tezatlar olmamalıdır. Tezatlar, kişilerin kararsız bir kişilikte olmasına, farklı ortamlarda farklı davranışlar göstermeye aday kişiler olmasına yönlendirici ve dahası alıştırıcı olacaktır. Bunun için toplumda topyekûn eğitim ve eğitilmişlik çok önemlidir. Bu bakımdan “eğitim sadece eğitim kurumlarına giden çocuk ve genç insanlara uygulanır.” anlayışı bırakılmalı ve toplumda hemen her yerde ve her yaşta insana düşen bir eğitim söz konusu olmalıdır. Eğitim kurumlarının altyapısı günün en iyi donanımı ile teçhiz edilmelidir. Uzaktan ve yakından eğitme yöntemlerinin hepsi ile eğitim işleri yapılmalıdır. Toplumda öğrenmeyi, öğrendiklerini uygulamayı ve en önemlisi bir işi bitirince başka bir işe vira-bismillah demeyi alışkanlık haline getirmek gerekir. Bunları açıkladıktan sonra önceki sualinize üzülerek cevap

vermek isterim ki bilim insanları umumiyetle ayrıntılarda boğulmakta, önem sırasında öncelikli olmayan konular ve usuller ile ilgili tartışmalarda vakit kaybetmektedir. Bu vakit

kaybı geniş çerçevede toplumsal faydanın zirve yapacağı iyi eğitilmiş ve huzurlu bir toplum için kafa yoracak şekilde eğitim sürecinin hemen her adım ve noktasında yer almamaktadır.

Eğitimde çok köklü değişimler içeren çalışmalara ihtiyaç var. Bu çalışmalar da önce pilot ölçekli uygulamalarla hayata geçirilmelidir. Burada toplumu geleceğe, gelecek çağlara

hazırlayacak eğitimden ise hiç bahsedemedik maalesef”

Dr. Öğr. Üyesi Somuncu: “ Üniversitelerin; şehirlerin ve ülkenin kültürel, sosyal, siyasi ve

üretime dönük gelişimindeki rolü ile ilgili neler düşünüyorsunuz?

Prof. Dr. Gönüllü: “ Ülkemizin tüm şehirlerinde bugün üniversite bulunmaktadır. Günümüzde 180’den fazla üniversite mevcut. Üniversiteler sadece eğitimle ilgilenmez. Bulundukları şehir ve ülkenin genelinde gelişmeye rehberlik etmeleri, yaptıkları projelerle

geleceğe hazırlanmalarını sağlar. Üniversiteler araştırma konularını bulundukları şehir ve ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda seçmelidir. Uygulanabilir ve ihtiyacı gören çalışmalar yapılmalıdır. Anlamsız, kişisel, neye yaradığı belli olmayan ve sorgulanmadan sürekli tekrarlanan çalışmalar ise kesinlikle vakit ve emek kaybı olup, kaçınılması gereken bir durumdur. Üniversiteler, bulundukları şehir, bölge ve ülke için insan kaynağının gelişmesi, tabii kaynaklar gibi kaynakların en iyi şekilde işlenmesi için rol üstlenmelidirler. Üniversiteler toplumların kılavuzlarıdır”

Dr. Öğr. Üyesi Somuncu: “ Yaklaşık 40 yıldır akademik camianın içindesiniz, araştırmacı

olarak yurt dışında bulundunuz ve 7 yıldır üst düzey yöneticilik yapmaktasınız. Tüm bu tecrübeleriniz ışığında ideal bilim insanı tasavvurunuzu bizimle paylaşabilir misiniz?

Prof. Dr. Gönüllü: “ İdeal ve gerçek bir bilim insanı toplumun bugünü ve geleceği için gerekli araştırmaları yapıp, topluma elzem bilgileri tedarik eden, üreten kişidir. Pozitif kişidir. Negatif düşünmez. Sevecendir. İnsanları ve varlıkları sever. Öğrenme ve araştırıp yeni şeyleri bulmaya doymaz. Öğrendikçe ve buldukça daha da isteği artar. Yani her zaman öğrencidir. Öğrenci ruhludur. Gösterişi sevmez. Kendisi üreten kişi bilim insanı olmuştur. Ya da şöyle de söyleyebiliriz; ürettiği bilgiler başkalarınca dillendiriliyor, kullanılıyor, faydalanılıyor ise o kişi bilim insanı olmaya başlamıştır. Bu anlamda müracaat makamıdır. Çözüm arandığında, sorun olduğunda, çözüm bulacak kişi olarak akla gelen kişidir. Bilim doğrular üzerine kurulduğundan, bilim adamı da doğruların, hakikatlerin araştırmacısıdır. hatta bekçisidir. Toplumun hakikatler bekçisidir. Disiplinlidir, detaycıdır, sağlamcıdır. Öğretmeyi ve paylaşmayı bilir. Bilime âşıktır. Vaktini çok iyi kullanır, ziyan etmez. Hocalarına, üstatlarına sonsuz hürmet duyar, onlara gönülden bağlıdır. Öyle ki minnetini, bağlılığını, sevgisini hocalarının, üstatlarının ailesine dahi gösterir. Gerçek bilim insanlarına çok saygı duyar, onlarla zaman geçirmek ister. Onlarla geçirdiği zamanı kayıp zaman olarak düşünmez ve bundan çok büyük zevk alır. Öğrendiği, bulduğu, fark ettiği şey küçük de olsa çok sevinir. Bilgiye değer verir. Onun için en büyük değer ulaştığı yeni bilgilerdir. Bilgiyi kullanmayı bilir, iyi ve yerinde kullanmayı ister”

Dr. Öğr. Üyesi Somuncu: “ Adıyaman Üniversitesi’ne göreve ilk geldiğiniz dönemki

durumu ile şimdiki durumu arasında fizikî şartlar açısından ciddi farklar olduğu muhakkak. Gözle görülebilir çok büyük ilerlemeler söz konusu. Bunlar sayfalar dolusu verilerle aktarılabilir. Akademik kültür konusunda ADYÜ’nün hâlihazırdaki durumu hakkında neler söyleyebiliriz?

Prof. Dr. Gönüllü: “Evet, kapalı alan yaklaşık 7 kat arttı. Ağaçlandırılan yeşil alan 28 kat arttı. Toplam alan 3,4 kat arttı. Spor alanı ve sosyal alan ise sırasıyla 9 ve 5 kat arttı. Hâlihazırda yeterli sayıda ofis, derslik ve laboratuvar/atölye oluştu. Fizikî şartlarda mükemmeli elde etsek dahi hedef aldığımız en iyi yetişmiş insanı elde etmek için çok daha fazla çalışmak gerekmektedir. İnsan kaynağını geliştirmek çok daha önemlidir. Üniversitede göreve başladığımızda görev verecek ehil insan sıkıntısını gördük. Ve “varları herkes yönetir, asıl mesele yokları yönetmektir.” demeye başlamıştım. Yaklaşık yedi yılda büyük oranda “yokları yönettik”. Epeyce mesafe de aldık. Yine de nispeten “yoklar” bizim sorunumuz. Gerek akademik ve gerekse idari insan kaynağımızı geliştirmek için halen uğraş veriyoruz. Sorumluluk bilen, fedakâr ve kendini geliştirmeye açık idarecileri yetiştirmeye ve yükümüzü azaltmaya çalışıyoruz”

Dr. Öğr. Üyesi Somuncu: “ Rektörüm; “Akademik Kültür” konusu üzerinde duracak

olursak bu konuda neler söylersiniz?

Prof. Dr. Gönüllü: “Akademik kültürü ele almadan önce “Akademik Disiplin” i ele almak gerekir. Çünkü akademik bir kurumda akademik disiplin uygulandıkça, orada akademik kültür oluşmaya ve gelişmeye başlar. Temelde akademik disiplin, usta-çırak olgusu ile gelişir. Akademide yeni yetişen insanlar en iyi şekilde yetiştirilmelidir. Çünkü bunlar geleceğin tecrübeli, yetişmiş, “usta” akademisyen kişileri olacaklardır. Akademinin olmazsa olmazlarından birisi “doğru düşünme”dir. Akademide bulunan her fert doğru ve dürüst olmalıdır. Akademik etik diyelim. Akademik bir kurumun en büyük özelliği buna sahip olmasıdır. Akademik bir kurumun bu özelliğini koruma ve kollamada her akademisyen öncelikle çok büyük dikkat sarf etmelidir. Akademide tek tek fertlerin öneminin üstünde öneme sahip yapı kurumdur. Akademisyen mesleğiyle olduğu kadar kurumuyla da bir gönül bağı kurmalıdır. Kurumunun gelişmesini çok önemsemeli, kurumun itibarını da yükseltmeye çalışmalıdır. Bu anlayışla kurumdaki diğer kişilerle münasebetinde de kurumu yüceltecek ve ilerilere taşıyacak birlikte çalışma davranışı hâkim olmalıdır. Akademide her birimde saygı-sevgi temelli bir hiyerarşinin olması mutlaka gereklidir. Her birimde sadece bir lider kişi olmalıdır. Bu lider, birimin sevk ve idaresinden sorumlu tutulmalıdır. Unvanca ilerlemişler bulunsa dahi birimin yapacağı çalışmalarda ortak hedefler olmalı, yapılan istişareler sonucunda aynı rotaya giden bir gemide bulunuyormuş gibi bireyler arasında bir görev taksimatı olmalıdır. Çok başlılık ve akademik birimin hedeflerine aykırı davranışlar olmamalıdır. Usta kişiler, gençlerin gelişmesi için yoğun mesai harcamalı, bildiklerini aktarmalı ve gençleri kendi öz kardeşi ya da evladı gibi görmelidir. Günümüzde üniversite sayısının artması nedeniyle, kurumda çıraklık görmeden doğrudan öğretim üyesi konumuna gelen akademisyenler, bu anlayışı zedeleyebilmektedir. Bu tür örneklerde akademik iş tecrübesi olmadan doğrudan öğretici olarak akademiye geçen bireyler için kural ve prensipleri geliştirilmiş bir “hazırlık”, “staj” evresinin getirilmesi çok yerinde olacaktır.

Akademik yapılar ve bu yapının fertleri her zaman “neden”o kurumda bulunduklarını bilmeli, bunu aklından çıkarmamalı ve buna göre davranmalıdır. Yani akademi topyekûn kimlere ve nelere karşı sorumlu olduğunu bilip, ona göre çalışmalıdır. Bu sorumluluk akademinin içinde bulunduğu toplumadır. O toplumun ân’ı ve istikbali içindir. Akademi, içinde bulunduğu toplumun önünü daha iyi görmesi için vardır. Akademi, toplumun atacağı adımları daha iyi görüp yapması için çalışır. Akademinin disiplini, kültürü iyi gelişmiş olsa dahi eksik kalan en önemli bir husus ise kurumsal olarak “Akademik Hedefi”nin olmasıdır. Doğru bir hedef üzere olmalıdır yani. Özetle aka akademilerin “işvereni” de “iş bekleyeni” de toplumdur. Akademi

mensupları ise bu iş bekleyenlerin, “akademik çalışanları”, “akademik hizmet sağlayıcıları”dır. Tüm akademikler, kendi alanlarında, kendilerini, toplumun ihtiyaçlarını belirleyip bu bağlamda çalışmakla mükellef olarak hissetmeli, düşünmelidirler. Toplumun ihtiyaçları, çalışma hedefleridir. Toplumun ihtiyaçları dışındaki konularda çalışmanın zaman ve emek israfı olduğunu düşünmelidirler. Bu bakımdan, israfın önüne geçmek için, akademide, her anabilim dalı bazında, yerel, ulusal ve küresel ölçekte hedefler belirlenmiş olmalıdır. Günümüzde akademi adeta sadece bir iş edindirme merkezi olarak algılanmaktadır. Akademinin toplumun önünü görmesini sağlayacak araştırma geliştirme yönü ise oldukça

zayıf kalmıştır. Hâlihazırda toplumumuz nerdeyse tüm iş kolları için müracaat yeri olarak akademiyi görmeye başlamıştır. Tüm gençlerin iş edinmesi için bu uzun soluklu akademik eğitim süreci mutlaka şartmış gibi bir algı hâkim toplumda. Akademinin eğitim ağırlıklı durumdan araştırma ağırlıklı duruma getirilmesi gerekmektedir. Akademik eğitimi önemseyen bir toplumun olması  sosyolojik olarak toplum yararı bakımından ele alınmalı

ve toplum için doğru yönlendirmeler zaman geçirmeksizin yapılmalıdır. Akademide yer almak, yani bir meslek ve iş sahibi olmak için bir akademi mensubu olmayı istemek ise akademi kurumuna ve geleceğine yapılacak en büyük haksızlıktır. Günümüzde iş bulamadığı için üniversitelerde bir pozisyona yerleşmeyi hedefe almış kişi sayısı hiç de az değildir. Bu durum maalesef kişiler, akademik çalışmalara yatkın yetenek ve özelliklere sahip, dürüst ve akademik çalışmalardan haz alan, gözü akademi dışındaki vakit kaybı olan keyifleri dahi görmeyen, bilime âşık kişilerden olmalıdır. Akademik kişi toplumda olur olmaz her yerde bulunmaz. Toplum tarafından örnek alınacak bir kisvesi vardır onun, bu da akademinin kisvesidir. Bir disiplin olmadan istenen düzeyde yerleşmiş, olgunlaşmış bir akademik kültürün gelişmesini beklemek ise hayaldir. Akademik disiplinden kesinlikle taviz verilmemelidir. Zamanla oluşan akademik kültür ise önemli bir hazine olarak bilinmelidir. Akademik kültür, uzun soluklu huzurlu bir ortamın ürünü olarak oluşabilir. Akademide günümüzde diğer aksayan bir husus ise sorumluluk duygusudur. Nereden, nasıl bu kanaat yerleşmiştir bilmiyorum ama nerdeyse çoğunluk kendini “hizmet edilen” pozisyonunda görmektedir.

Günümüz gençliği, büyüklerinden hizmet bekler olmuştur. Akademide ve eğitim alanında, eğitim ve araştırma işi ile yükümlü olan çalışanlar istenen evsafta hizmet vermemekte ve mevcut şartları sorgulayarak bu kusurlarını geçiştirmektedirler. Şartlar ne olursa olsun, büyük bir eğitim ve araştırma azminde olunmalıdır. İmkânlar olduğunda da bu bahanecilik yapılmaktadır. Akademide yer alan her kişinin ilk işi bürosuyla, masasıyla,

koltuğuyla, isimliği ile uğraşmak olmamalıdır. İdarecileri ise; kendilerine hizmet etmekle görevlendirilmiş kişiler olarak görmekten vazgeçmelidirler. Eğitim hizmetinde hizmet sunulan “öğrenci”, araştırma işinde ise hizmeti görülen “toplumun güncel ve müstakbel sorunları ve ihtiyaçları”dır. Çok açık ve net bir şekilde söylüyorum burada hizmet görülenler içinde akademisyenler yoktur. Her akademisyen, kurum içinde hizmeti sunan ekibin bir parçası olarak hizmet veren konumda olmak için çaba sarf etmelidir. Akademik unvanı ilerleyenin artık daha az çalışması ve altında olanları çalıştırması gerektiği düşüncesi hatasına düşmesi de bir diğer problemdir. “Artık ben derse ve laboratuvara veya atölyeye girmeyeyim, çünkü benim unvanım yükseldi” düşüncesi yanlıştır. Bu tarz düşünen akademisyenler akademinin kendileri için var olduğunu sanırlar. Kendilerini önemserler, işlerini değil. Özde işlerini sevmemişlerdir. Kendilerini işlerine adamamışlardır. Kademe atlayan, bu işten kaçan kişiler önceki durumlarında hizmeti verirken isteksizlikleri ile esasen kendilerini belli etmektedirler. Öğrenciye ve altındaki insanlara olan vazifelerini tam yerine getirmezler. Öğrenci yetiştirme mutluluğu duymazlar. Tek hedefleri vardır: “kariyer yapmak, kariyerde ilerlemek”.

Ama kendilerinden hizmet bekleyen toplum için kendisine yaptığı bu “kariyer edinme” yatırımının bir katkı sağlamadığını hiç akıllarına getirmezler. Toplumun esasen kimsenin

kariyer yapmasına ihtiyacı yoktur, toplumun akademik özellikli hizmetlere ihtiyacı vardır. Kişiler gerçek faydalar oluşturan, toplum faydası odaklı faaliyetler sırasında kariyerde ilerlemiş de olurlar. Alt idarecilerin üst idarecilerden habersiz, onay beklemeksizin iş yapmaları, kendilerini bu konuda yetkin ve bağımsız görmeleri de olmaması gereken diğer önemli bir hastalıktır. Araştırma görevlilerinin bölümle uyumsuz olması, çatışmasın bölümde akademik kültürün oturmadığına işarettir. Sadece idari işlerde değil eğitime ilişkin her tür düzenlemenin yürütülmesinde görev alan kişidir araştırma görevlisi. Araştırma görevlisi yönetimsel işler dışında akademik kariyer olarak da bölümden bağımsız, habersiz işler içerisine giremez. Bölüm başkanından habersiz, danışmanından habersiz, kendi isteğine göre akademik çalışmalar yapması uygun görülmez. Her şeyden önce karşısındaki kendi hocası, bölüm başkanı ya da bölümün bir öğretim üyesi olmasa bile saygı şarttır. Dolayısıyla çok temel insani ilişkilerin ötesinde bir araştırma görevlisi ile bölüm başkanı ve bölümdeki öğretim üyeleri arasında, temelinde usta-çırak ilişkisine dayalı hiyerarşik bir ilişkinin varlığı akademik kültürün yapıtaşını oluşturur. Bir başka husus ise akademi dışı müdahaleler ile akademide düzensizliklerin oluşmasıdır. Akademideki disipline aykırı oluşan vakalar, mevcut akademik düzen ve otoritenin sarsılması sonucunu doğurur. Akademik disiplini oluşmamış kurumlarda, bu tür dış etkenler akademik disiplinin kurulmasını engeller, sağlıklı bir akademik kültür oluşma imkânını ortadan kaldırır. Akademik kültürün çok önemli bir unsuru lisansüstü eğitimdir. Lisansüstü eğitim yani yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin yetiştirilmesi, onların eğitimi, onlara akademik kariyer yaptırırken aynı zamanda onlara akademik kültürü ve terbiyeyi edindirmek de üniversitelerin kurumsallaşmaları ve aynı zamanda kendilerine özgü bir gelenek oluşturmaları adına çok önemli bir unsurdur. Bu bağlamda akademisyenlere yine çok büyük işler düşüyor. Çalışma konularının ülkenin ihtiyacı olan öncelikli alanlardan seçilmesi bu işin başını çekiyor. Ayrıca günümüzde yüksek lisans, doktora çok alelade bir şeye dönüştürülüyor. Bunun da önüne geçmek lazım. Hakikatte

doktora evresi doçentlikten çok daha önemli bir aşama olarak görülmelidir. Dolayısıyla doktora döneminde gerek ders gerekse tez aşamasında öğrencilerin iyi yetişmesi, yetiştirilmesi için gerekli ehemmiyet gösterilmelidir. Fedakârca çalışılmalıdır. Hocalar öğrencilere bu noktada olabildiğince araştırma yaptırmalı, tecrübelerini onlara aktarmalıdır.

Yüksek lisanslı yahut doktoralı bir birey olma işini, diploma avcılığına dönüştürmeye çalışanlara da buradan diploma almanın kolay olmayacağını, bilim insanı olmanın basit bir iş olmadığını göstermeye çalışmalılardır. Bu lisansüstü eğitimin her aşamasında idealist olunmalıdır. İdealist davranmaya çalışan, adayın hatalarını, eksikliklerini göstermeye çalışan öğretim üyeleri yanlış anlaşılıyor. Burada adayın, kendini eleştiren öğretim üyesine adeta ergin olmayan insan gibi küsmesi, tavır yapması bütün bir sürecin boşa geçeceğinin göstergesidir. Çünkü öğrencinin gelişmesi için yapılan düzeltici davranış için hocasına küsmesi kadar anlamsız bir şey yoktur. Tecrübe aktarılan düzeltme süreçlerinin akademinin gereği olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Bunlar, bu işin ruhunda vardır. Düzeltiyorsanız sahipleniyorsunuz demektir. Eleştirel düşüncenin olmadığı yerde hakiki anlamda samimiyet yoktur. Eleştiri ve hatayı düzeltme, kurumsal yapının çok önemli bir parçası olarak oturduğunda kimse eleştirilmekten rahatsızlık duymayacaktır. Bir başka tuhaf bir hal ise; öğrencisi bir başka hoca tarafından düzeltici bir uyarıya maruz kaldığında o hocaya gönül koyan danışman hocaların olmasıdır. Bu durum akademide bir birlikteliğin ve bütüncül kültürün oluşmadığının aşikâr bir göstergesidir. Akademik kültürün oluşmasında belki biçimsel bazı etkinlikler ve törenlerin de katkısı yadsınamaz. Sözgelimi mezuniyet

törenlerinde ya da tez savunmalarındaki bazı adetler bu noktada zikredilebilir. Biz rektörlük görevine geldikten sonra üniversitemizde senato ve üniversite yönetim kurulu toplantılarına

cüppeli katılma geleneğini başlattık. Benimsendi ve yerleşti bu gelenek. Aynı geleneğin tez savunmalarında da uygulanması talimatında bulunduk. Bazıları bu tür uygulamaları şekilcilik olarak görebilir ama kesinlikle değil. Kurum itibarında şekil önemlidir. Çünkü temsili kisveler, bir sistemin ve düzenin varlığını kendi içinde ve dışarıya karşı ifade eden önemli bir parçadır, kültürün nişanesidir ve yeri geldiğinde ciddiyeti temsil eder. Yakın tarihte kurulmuş bir üniversite olan Adıyaman Üniversitesinde yedi yıla yakın bir zamandır fiziki yapılaşma, bina

içi ve dışı donatıları da en iyi hale getirmenin yanında, eğitim, araştırma ve topluma hizmet bakımlarından mevcut insan kaynağımızı da en iyi hale getirmek için durmaksızın çalıştık,

çalışıyoruz. Akademik disiplin oluşturmaya çalışıyor, akademik kültür ihtiyacını da zihinlere yerleştirmeye gayret ediyoruz”

Dr. Öğr. Üyesi Somuncu: “ Sizce Adıyaman Üniversitesinin bölgeye en büyük katkısı

neler oldu?

Prof. Dr. Gönüllü: “ Eğitimi önemseyen ve önceleyen bir üniversitemiz var. Burada böyle bir üniversitenin olması bölge insanına maddi ve manevi kolaylık getirmiş, yükseköğretime erişimi kolaylaştırmıştır. Kurduğumuz merkezi laboratuvar ve bölüm laboratuvarları sayesinde bölge araştırmalarına katkı sağlanmıştır. Tıp Fakültesi ve Diş Hekimliği Fakültesi bölgeye akademik düzeyde sağlık hizmeti vermeye başlamıştır. Üniversitede bulunan çok sayıdaki fakülteler, yüksekokullar ve meslek yüksekokulları bölgenin ihtiyacı olan birçok konuda müracaat edilen, danışılan birimler olmuştur. Keza üniversitemizdeki on dört araştırma merkezi de bilimsel araştırmalara azami katkılar sunmaktadır. Henüz yeni olan üniversitemiz Adıyaman ve çevresi doğal kaynakları, insan kaynağı ve tarım/sanayi/hizmet sektörü için önemli bir şans olmuştur. Adıyaman Üniversitesinin gelecekte de çok önemli katkılar sunmaya devam edeceğini düşünüyorum”

Dr. Öğr. Üyesi Somuncu: “ Sayın Rektörüm son olarak neler eklemek istersiniz?

Prof. Dr. Gönüllü: “ Üniversitemizi çok önemsedik. Gerek akademik ve gerekse idari insan kaynağını geliştirmek için çok çalıştık. Öncelikle merkez kampüsü genişletmek için önemli bir kamulaştırma yaptık. Fiziki yapılanmayı nerdeyse tamamladık. Hâlihazırda üniversitemizde hoca/memur ofisi, öğrenciler için sınıf/laboratuvar/ atölye ihtiyacı kalmadı. Bu yıl içinde temelini atacağımız kütüphane ile eğitime dair fizikî bir ihtiyaç kalmamış olacak. Kampüs içindeki yolları gidiş dönüş ayrı ve geniş yaptık. Hemen her boş alanı yeşil alan olarak değerlendirdik. Kampüs içinde Adıyaman’a dair tarihi önemi olan yapılar inşa edip kampüsü kültürel olarak da süsledik. Önemli ölçüde sosyal alan ürettik. Çalışanların çocukları için modern bir kreş inşa ettik. Tüm yapılması gereken spor tesislerini de yaptık. Bunların hepsini insanımıza değer verdiğimiz için en iyi şekilde yaptık. Kampüsümüzde uzay araştırmaları için uzay teleskobu, tıbbi araştırmalar için çok sayıda kurduğumuz laboratuvarlara ilave olarak deney hayvanları araştırma merkezini kurduk. Yapılan tüm bu yatırımlar en iyiye ulaşmak için altyapıyı oluşturmuştur. Ülkemizin de girdiği gelişme sürecinin bir parçası olarak Üniversitemiz de inşallah üstüne düşen görevleri bundan sonra fazlasıyla yapacak birikimde ve güçte olmuştur”


Görünütülenme Sayısı: 348